Yazarlar
 

Fuarlar
• 5.Tüyap Adana Fuarındaydık
• 30. Tüyap Kitap Fuarındaydık
• 30. Beyazıd Kitap Fuarı
• 2. Bakü Kitap Fuarı
Hepsini Oku  
 
Alışveriş Sepeti
Sepetenizde hiç ürün yok.
 


Vitrin
 
Kampanyalar
Söylemesem Olmazdı Söylemesem Olmazdı
8.00TL 6.40TL  
1.Murad Han 1.Murad Han
6.00TL 4.80TL  
1001 Hadis (Kenzü'l İrfan) 1001 Hadis (Kenzü'l İrfan)
18.00TL 14.40TL  
300 Soruda Tasavvufi Hayat 300 Soruda Tasavvufi Hayat
12.50TL 10.00TL  
Ab-ı Hayat Katraleri Ab-ı Hayat Katraleri
13.50TL 10.80TL  
 
YAZARLARIMIZ
 

Kitab'ın Ruhu ve Mevlana

KİTABIN RUHU VE MEVLANA
Kitab’a ruh veren ÅŸey nedir?
Kitab’ı bizim nazarımızda vazgeçilmez kılan,hayatımızın merkezine oturtmamıza bizi mecbur eden asıl sebep nedir? Kitabın varlığı insalığın varlığı ile baÅŸlar. Ve devamiyeti de insanın varlığını devam ettirmesiyle parelellik gösterir.
Biz bilgiyi kitapların sayfalarında bulabiliriz ancak acaba hikmeti bulabilir miyiz? Yahut her kitapta hikmet karşımıza
çıkabilir mi? Bilgiye derinlik kazandıran, ona manevi bir anlam yükleyen elbette o bilginin neye hizmet
ettiÄŸidir. Bilginin ne için olduÄŸu ve neye hizmet ettiÄŸi sorusunu sorduÄŸumuz yerde karşımıza bilgiden sonra gelen yeni bir kavram, yeni bir mefhum çıkıyor; Hikmet.

Hikmet kavramı ile ilgili Merhum Müfessir Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirinde ÅŸu ifadelere yer veriliyor; Hikmet, Allahın ahlakı ile ahlaklanmaktır. Sözde ve fiilde doÄŸruyu tutturma. Hikmet; ilim ve fıkıh demektir. Hikmet; varlıkların
özündeki mânâları anlamaktır. Hikmet, Allah’ın emrini anlamaktır.(1) Kuran-ı Kerimde Hikmetle ilgili ayet-i kerimeye baktığımız zaman, hikmetin verildiÄŸi kimseye bir çok hayırların verildiÄŸi ifade ediliyor; “Allah hikmeti dilediÄŸine verir. Kime
hikmet verilmiÅŸse ona pek çok hayır verilmiÅŸ demektir.”(2) Mevlana Celaleddin-i Rumi, bir gönül insanı olmakla beraber kendisine verilen bilgiyi ve hikmeti ilahi istikamet üzere kullanan ve bunu kendisine gaye edinen bir Allah dostudur. ‘’Mevlânâ Celâleddin Rûmî bütün zamanların en büyük âriflerinden ve Allah dostlarından biridir. Onun büyüklüÄŸünü hazırlayan sebepler, yaÅŸadığı dönemle yakından alâkalıdır.

BilindiÄŸi gibi Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin yaÅŸadığıXIII. yüzyıl Anadolu’muzun Batı’dan gelen haçlı
istîlalarıyla târumâr edildiÄŸi, DoÄŸu’dan gelen MoÄŸol istîlasıyla taÅŸ taÅŸ üstünde kalmadığı, çok sıkıntılı ve sancılı bir dönemdir. Hz. Mevlânâ, eserleriyle özellikle Mesnevî’siyle insanların gönüllerine Hak ve halk sevgisini ekmiÅŸ, onları geliÅŸtirmiÅŸ, olgunlaÅŸtırmış ve bu sûretle uzun yıllar devam edecek bir medeniyetin ve Osmanlı Devleti’nin temellerinin atılmasında önemli rol oynamıştır. Bu bakımdan Mevlânâ’yı medeniyetler savaşını sona erdiren önemli bir mürÅŸid olarak görmek gerekir. Kaldı ki Mevlana’nın Mesnevî’si kendisinden sonraki dönemde Anadolu- ’da, Balkanlar’da ve diÄŸer İslam ülkelerinde; günümüzde Amerika’da ve Avrupa’da pek çok kiÅŸi tarafından hüsn-i kabûle mazhar olmuÅŸ bulunmaktadır. Câlib-i dikkattir ki Mesnevî’nin yazıldığı dönem medeniyetler savaşının yaÅŸandığı bir yüzyıl olduÄŸu gibi, Mesnevî’nin halk tarafından benimsendiÄŸi XIX. yüzyılda medeniyetler savaşının
gündeme geldiÄŸi bir dönemdir.’’(3)

Herkesin kendisine sığınacak bir liman bulduÄŸu deryadır Mevlana. Onun engin gönül dünyasında meÅŸrebi, mezhebi, anlayışı ne olursa olsun herkese bir yer vardır. Ancak bu yer buluÅŸ, ‘’ham’’ iken gelinip yanıp piÅŸmeye götürecek bir süreçtir. Yani gel ama geldiÄŸin gibi kalma. Gel ve bu ruhaniyet ikliminden nasibine düÅŸen hisseyi almaya gayret göster. Günümüzün kültür dünyasında Mevlana merkezli sayısız kitaplar, makaleler yazılmakta Mevlana adına vakıflar, dernekler faaliyet göstermektedirler. Bu kadar insanın bir insan etrafında yani Mevlan’anın düÅŸünceleri, prensipleri etrafında buluÅŸması ve ortak bir dil oluÅŸturması elbette Mevlana’da sembolleÅŸen ilahi bir misyonun varlığı sonucudur. Bu birliktelik ilk bakışta bizi heyecanladırabilir, umutlandırabilir. Ancak asıl üzerinde durulması gereken husus ÅŸudur; Mevlana’yı anlarken deÄŸiÅŸmeye Mevlana’dan mı baÅŸlıyoruz yoksa Mevlana’yı mı deÄŸiÅŸtirmeye çalışıyoruz. Åžunu iyi bilmek gerekir ki, yukarıda da ifade edildiÄŸi gibi Mevlana medeniyetler savaşını önleyebilecek derin bir hoÅŸgörüye ve öngörüye sahib bir insandı.

Bazı çevrelerin algılayıp ortaya koydukları gibi o ne bir folklorik argüman ne de dini ayin ritüellerine konu edilebilecek bir insandı. Onun gayesi ve derdi insandı. Ve bütün hayatını İlahi rıza için adamış bir insandı. Belki bu gün Mevlana Hazretleri hayatta deÄŸil ancak O’nun kulu kölesi olurum dediÄŸi ‘’Kur’anı Kerim’’ bir hayat nizamı olarak varlığını devam ettiriyor. Aslında insanlar Mevlana’ya giderken önce Kur’an-ı Kerim’e uÄŸramalı ve onun boyası ile boyanmalı ve bu ilahi kelamın insan üzerindeki tesirini de Mevlana’nın hayatında görmeli.

‘’Kitap’’la Mevlana’-nın arası ‘’Kur’an’’ merkezli olmuÅŸtur. Yani Mevlana’nın kitap anlayışının en başında Kur’an vardır. O nun ÅŸu meÅŸhur sözü bize bir ölçü olmalıdır: ‘’YaÅŸadığım sürece ben Kur’an-ı Kerimin kölesiyim. Hazreti Muhammed Mustafa’nın ayağının tozuyum. Kim benden bundan baÅŸka bir söz naklederse ondan da o sözden de ÅŸikayetçiyim.’’
Mevlana kendi ölçüsünü koymuÅŸ ortaya. Hayatını O’nun yaÅŸadığından farklı anlatmakta aynı ÅŸekilde Mevlana’nın bizar olacağı bir
durumdur. O halde, onun öz olarak 18 beyitlik mesnevisine ve onun açıklamalarına bakarken, hayatını Kuran’ın ve sünnetin istediÄŸi istikamette sürdürmüÅŸ bir Mevlana olarak bakmamız gerekiyor.

Dipnotlar
1-www.kuranikerim.com/telmalili/bakara3.htm,
2 Bakara: 269,
3 -Prof. Dr. H. Kâmil Yılmaz, Dinle Neyden, Önsöz, Erkam
Yayınları, İstanbul 2009